Buse Pınar Kaçar: ‘Farklı Bakış Açıları Geliştirin.’

Bu hafta Güçlü İş Kadınları projemizin konuğu Genç Yönetici İş Adamları Derneği yönetim kurulusu üyesi ve Ahtapot Gönüllüleri Derneği’nin kurucu üyesi Buse  Pınar Kaçar.  2001 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra İzmir’de kariyerine avukat olarak devam eden Buse Hanım daha sonra kariyerine yüksek lisans öğrenimi için geldiği İstanbul’da devam etmiştir. 2003 yılında Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi Hukuku üzerine yüksek lisans yapan Buse Pınar Kaçar kendi hukuk bürosunu kurarak yabancı şirketlere dört yıl boyunca yabancı şirketlere Türkiye’de Doğrudan Yatırım ve Türk Hukuku üzerine danışmanlık hizmeti vermiştir.

Ticarete ve iş hayatına olan ilgisinin hukuğa olan ilgisinden daha fazla olması sebebiyle 2007 yılından itibaren Hukuk Müşaviri olarak Mavi Jeans, Carrefour, GlaxoSmithKline, ING, Ströer gibi şirketlerde hem yöneticilik hem de danışmanlık yapmıştır. Yörsan şirketinde Kurumsal İlişkiler ve Hukuktan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak ve Türkiye Süt ve Et Üreticileri Birliği’nde (SETBİR) yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. Hali hazırda Yörsan Gıda Mamulleri Şirketi’ne danışmanlık yapmaktadır. 2015 ve 2016 yıllarında Legal 500 tarafından  Dünyanın En İyi Baş Hukuk Müşavirleri (General Counsel Power List) listesine seçilmiştir.

2013 yılında Amerikan Barolar Birliği’nin Washington DC yapılan Bahar Konferansı’na davet edilerek, “Uluslararası Borçlanma” konusunda konuşmacı olarak yer almış, 2015 ve 2016 yıllarında  Dubai’de  gerçekleşen Global Hukuk Konferansında Şirketler’de Rüşvet ve Yolsuzluk üzerine konuşmacı olarak davet edilmiştir.

Mutlu ve başarılı bir iş hayatı için Empati kelimesinin çok önemli olduğunu belirten Buse Hanım’ın kariyer konusunda sana yeni bakış açıları kazandıracak röportajını aşağıda bulabilirsin.

– Kurumsal şirketlerde avukat olmak (Hukuk Müşaviri) ile serbest avukat olmak arasında bir fark var mı ? Siz neden kurumsal avukatlığı tercih ettiniz?

Aslında mesleğe ilk başladığım yıllarda  serbest avukatlık yapıyordum  zira  hukuk müşavirliği şimdiki  gibi  yoğun olarak birçok şirkette olan bir  pozisyon değildi. Hukuk müşavirliği yani kurumsal avukatlık Türkiye’de ağırlıkta son on yılda şirketlere bir departman olarak girmeye başlayan yeni bir alan desek yanlış olmaz aslında. Zira hukuk müşavirliği eskiden sadece bankalarda ya da büyük holdinglerde yer alan bir departmandı. Son dönemde ise yavaş yavaş neredeyse her şirkette hukuk müşavirliği oluşmaya başladı. Bunun da en büyük sebebi şirketler/yöneticiler yavaş yavaş, avukatlığa da önleyici tıp gibi bakmaya başladılar. Kurumsal avukatlık bu anlamda şirkette hukuka aykırı bir iş yapılmasının önüne geçmeyi hedefleyen bir departman haline geldi. Türkiye’de genelde tanıdık bir avukat varsa da sözleşme imzalatıldıktan sonra gösterilir. ‘ Bu sözleşmeye bir bakar mısın?’ ,  ‘Yanlış birşey yapmış mıyım?’ diye. Ben buna gerçekten çok gülüyorum zira zaten sözleşme imzalanmış. Ben avukat olarak bakıp çok kötü bir sözleşme imzalamışsın desem ne yararı olacak zaten, sözleşme imzalanmış. Hukuk müşaviri olunca herşeye en başında müdahale edip yanlışları engelleme imkanı oluyor, ya da yeni bir projede en başında doğru işlemler yapılmasını sağlayabiliyorsunuz. Bir de ülkemizde kanunların sürekli değiştiğini düşünürsek şirketin yapısını işleyişini de bu değişikliklerle birlikte sürekli güncel tutmanız gerekiyor.

Hukuk müşavirliğini tercih ettim çünkü işin içinde olmayı, işin kendisine yön vermeyi hukuki tatminden daha çok seviyorum. Uzun yıllardır şirketlerde çalıştığım için hep yeni projelerin içerisinde yer alıyorum. Şirkette birileri harika bir fikrim var nasıl hayata geçirebiliriz dediğinde de inanılmaz heyecan duyuyorum. Bu heyecanı yaşamak herhangi bir davayı kazanmaktan çok daha büyük keyif  veriyor bana. Sevdiğim işi yapmayı tercih ettim özetle.

-İş hayatında kadın yönetici olmanın zorlukları neler? Karşınıza çıkan zorlukları nasıl yönetiyorsunuz? 

Bugüne kadar aslında çok fazla erkek egemen sektörde yönetici olarak çalıştım ve bence şanslıydım ki kadın olmaktan dolayı özellikle “cam tavan” ile karşılaştığımı söyleyemem. Tam tersi desteklendiğim ve yönetim kurulunda bir kadın olmasından dolayı gurur duyduğunu, farklı bir bakış açısının güzel denge yarattığını söyleyen erkek yöneticilerle bir arada oldum. Ancak tabiiki şu bir gerçek ki; hep azınlık olarak yer aldım, ya yönetim kurulunda tek kadındım ya da iki kadından birisiydim. Bu da tabii ki iş ortamında sosyalleşmede fark yaratıyor. İş çıkışı erkek erkeğe birşeyler içmeye gitmek gibi bir kavram var sonuçta ya da bir iki erkek muhabbet ederken şimdi bir kadın var aramızda rahat konuşamıyoruz istediğimiz gibi diyebiliyorlar ve iş ortamında yapılan bir ayrımcılık olmasa da sosyal ortamda bir ayrımcılıkla karşılaşabiliyorsunuz. Şu da bir gerçek ki; kararlar genellikle iş haricindeki zamanlarda veriliyor ve bir bakmışsınız siz ofisinizde çalışırken bir anda konu bir “happy hour” sırasında kararlaştırılıp olgunlaştırılmış.

İşte bu noktada kadınlar bu sorunu çözebilmek için erkek gibi olmaya çalışıp onlar gibi davranarak onlardan birisi olduklarını ispatlamaya çalışıyor ve erkekleşmeye başlıyorlar, duruşlarını sertleştiriyorlar ki;  bence kadının iş hayatında getirebileceği en önemli  faydalardan birini yok ediyorlar. Benim iş hayatında da en çok yapmaya çalıştığım şey de kadın olmaktan ödün vermeden kendimi olduğu gibi ifade etmekten ödün vermemek. Bu çoğu zaman kolay olmuyor ancak her zaman faydasını gördüğümü  söyleyebilirim.

-Yaşamda ve iş hayatında karşımıza çıkan engelleri nasıl atlatabiliriz? Bir kaç ufak tavsiye paylaşabilir misiniz? 

Engelleri aslında belki ikiye ayırarak incelemek lazım. Öncelikle psikolojik engeller aklıma geliyor mesela zor ve sizi anlamak istemeyen bir yönetici, zor bir çalışma arkadaşı gibi. Bana göre özel ve iş hayatı ayrımı yapmaksızın herşeyden önce mutlu ve keyifli yaşayabilmek için “empati” anahtar kelime. Bu bir sözleşme müzakeresi de olsa, bir proje için yönetim ekibini ikna etmeye de çalışsam öncelikle karşımdaki kişiyle empati kurmaya çalışıyorum. Empati kurmaya çalıştıkça hem karşınızdaki kişi nasıl size daha iyi anlar bakış açısına daha çok yaklaşıyorsunuz hem de olayı kişiselleştirmekten uzaklaşıyorsunuz.

Fiili engelleri ise bakış açısını değiştirerek  aşmayı öneriyorum. “Thinking out of box- Kutunun dışından düşünmek” bence her türlü  engeli aşmak için kilit bir bakış açısı.  Tabiiki, çok kolay birşey değil. İş hayatında özellikle işimin hukuk  olması sebebiyle eğer bir projede hukuki  bir engelle  karşılaşıyorsam, öncelikle tüm  dikkatimi  “ne istediğime” vermeye çalışıyorum. Genelde dikkatimizi o kadar çok o engele odaklıyoruz ki; esas varmamız gereken noktadan uzaklaşıp  dikkatimizi belki de de hiç değiştiremeyeceğimiz şeye veriyoruz.  Benim tavsiyem bir engelle karşılaşıldığında sorumuz ‘Bu engeli nasıl kaldırabilirim?” olmamalı; sorumuz “Ben nereye gitmek istiyorum olmalı?” o zaman mutlaka arklı bir yol bulunduğuna inanıyorum ki bugüne kadar olan tecrübelerim de hep bunu  gösterdi.

Bir ufak tavsiye de farklı bakış açıları geliştirmek üzerine. Farklı bakış açıları geliştirmek bence çalıştırdıkça gelişen bir  kas gibi. Bu kası çalıştırmanın en güzel yolunun da sanattan geçtiğini düşünüyorum. Bunun için sanatçı olmamıza da gerek yok, sadece sanatçıların farklı bakış açılarını izelemek bile bu kası oldukça  fazla geliştiriyor bence. Dolayısıyla en sevdiğiniz sanat akımını bulun, sergilere gidin, festivallerde farklı sinema kültürlerinin filmlerini izleyin, farklı bakış açıları görün, inanın işinize  bakışınız da değişecektir.

-Modayla ne kadar iç içesiniz? Dolabınızın vazgeçilmez parçaları neler?

Aslında modayla çok ilgili birisi olduğumu söyleyemem ve hatta birazcık moda olana alerjim var bile diyebilirim. Ama stilin modadan çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Burda Coco Chanel’in “Moda geçicidir stil kalıcıdır” sözünü anmadan geçemeyeceğim. Kendi döneminde moda olan kocaman şapkalara, süslü kıyafetlere rağmen içinde kendini rahat hissettiği, sevdiği ve kendine yakışan şeyleri giyerken hiçbir şeyden ödün vermeden bir stil yaratmış. Stil kim olduğunuzu, ne demek istediğinizi bilmek ve kimseyi takmamaktır diyerek aslında modayı da takmadığını açıkça belirtmiş.

Ben o an nasıl hissediyorsam öyle giyinmeyi seviyorum, içinde rahat ettiğim ve kendimi mutlu hissetiğim kıyafetler benim için olmazsa olmaz.

Çok klasik olacak belki ama, siyah elbise, beyaz gömlek, trenchcoat ve denim pantalon olmazsa olmazım. Aksesuarlardan da inci her zaman benim için vazgeçilmezdir. Kendimi bildim bileli inci en sevdiğim aksesuar olmuştur. Bir de tabiiki bir İzmirli olarak hafif ve ince kumaşlardan hoşlanıyorum, ipek olan herşeyi  giyebilirim.

Asla ve asla dediğim şeyler de taşlı, tokalı, pullu parlak kıyafetler ve bir de moda olan herşey.

-Dolap uygulaması ile birlikte dolabınızı dönüşüme açtınız. Bu dönüşüme destek olma kararı nasıl ortaya çıktı? Aplikasyonumuzu nasıl buldunuz ?

Aslında Dolap uygulaması kurucu üyesi olduğum Ahtapot Gönüllüleri’nin şu anda üzerinde çalıştığı Malzeme Değerlendirme Projesiyle de paralel bir uygulama.

“Malzeme Değerlendirme Merkezi” projesi İhtiyaç Haritası ile birlikte hayata geçirdiğimiz Ahtapot Gönüllüleri’nin yeni  projesi. İhtiyaç Haritası Türkiye’nin her yerindeki ihtiyyaçları belirleyip ortaya koyuyor Ahtapot Gönüllüleri’nin Malzeme Değerlendirme Merkezi’nde de toplanan tüm ikinci  el kıyafetler yıkanıyor ve ütüleniyor; ayakkabılar, oyuncaklar ve kitaplar temizleniyor, kullanılamayacak olanlar da geri dönüşüme gönderiliyor. Böylece İhtiyaç Haritası’nda ihtiyaç olarak gözükenler, ihtiyaç sahibine tertemiz  ve kullanabileceği şekilde özenli  olarak gönderiliyor.  http://www.ahtapotgonulluleri.org/

Kendi dolabımda sıklıkla yenileme yaparım ve bu yenilemede de elimden çıkarttıklarımı ihtiyaç sahipleriyle buluşturmaya özen gösteriyorum. Dolap projesinin atıl duran değerleri tekrardan  hayata  ve ekonomiye  geçirmesi  fikri çok hoşuma gitti. Bundan sonra da  Malzeme Değerlendirme Merkezi’nde değerlendiremeyeceğim parçaları dolap uygulamasında  dönüşüme  sokabilirim.

– İnternet artık herkesin hayatının olmazsa olmazı. Dijitalleşme hakkında neler öngörüyorsunuz? 

Dijital bir dünyadayız artık ve yeni bir çağa girdik. Ben oldum olası teknolojiyi severim ve hayatı kolaylaştırması için var olan tüm yenilikleri de kullanmaya açığım.

Dünyada dijitalleşmeyle birlikte aklımızın aldığı ve alamadığı herşeyin dönüşeceğini ve değişeceğini düşünüyorum.  İşler dönüşecek ve hali hazırda olan birçok iş artık kalmayacak ama ortaya yeni iş kolları da çıkacak. Akıllı kıyafetler giyeceğiz artık, mesela  uçuk bir örnek olacak belki ama duygu durumumuza uyum sağlayan bir gömlek  güzel olmaz mı mesela ?

Bununla birlikte hayat daha kolaylaşacağı için de bence insanların daha çok vakti kalacak ve hobilerimiz için daha çok vakit ayırabileceğiz.

-Ahtapot Gönüllüleri kimdir ?

Ahtapot Gönüllüleri, kimsesiz çocuklar, evsiz insanlar, engelli bireyler, ihtiyaç sahibi olan ilkokullar gibi çok farklı alanlarda sınır tanımadan her konuda proje geliştirerek hayata geçiren ya da mevcut projelere destek veren bir sivil toplum örgütüdür ya da hukuki tanımıyla bir dernektir. Ahtapot Gönüllüleri destek faaliyetlerini ve tüm projelerini gülümseyerek ve gülümseterek gerçekleştirir. Çünkü gülümsemenin gücüne inanır  http://www.ahtapotgonulluleri.org/

Aslında belki kısaca Ahtapot’un hikayesini de anlatmam gerekir. Facebook’ta “Ahtapot Scuba” adında bir grubumuz vardı ve bir zamanlar sadece sportif amaçlı tüplü dalışa giden bir grup arkadaştık. Sonra bir gün içimizden birisi ben Adım Adım’la maratonda koşup para toplayacağım dedi ve biz ahtapotlar ilk sosyal yardımlaşmayla tanışmış olduk. Adım Adımla 2014 yılında başlayan maceramız sonrasında, “Soma’nın Hayalleri” kampanyasıyla çocuklara oyuncak dağıtımı, “İçerde Çocuk Var” projesi kapsamında kadın tutukevinde yer alacak anaokulu için destek toplama, Kurtköy semtindeki sokak köpeklerine kulübe yapımı, Hakkari Yüksekova’daki ilkokula 23 Nisan kostümlerinin tedariği gibi  birçok projeye imza attık. Şimdi de İhtiyaç Haritası ile birlikte Malzeme Değerlendirme Merkezi üzerinde çalışıyoruz.

  • Buse Pınar Kaçar’ın dolabını keşfetmek için tıkla.